Edirne’yi Tanıyalım

Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşları Müzesi

Balkan Savaşları’nın çıkmasıyla Şükrü Paşa, Edirne Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na tayin edilmiş ve olası bir Edirne kuşatılması durumunda şehri 50 gün savunması emredilmiştir. Bulgar ordusunun geri çekileceği ya da İstanbul’dan destek askerlerin geleceği öngörülmüş olmasına rağmen 50 günün sonunda bu iki seçenek de gerçekleşmemişti. Şükrü Paşa, Bulgar ve Sırp saldırılarına 5 ay 5 gün boyunca dayanmış ve üstün bir direniş göstermiştir. Cephanesiz, yorgun ve aç kalan ordu, bağırsaklara zarar verdiğini bile bile, aç kalmamak için kumlu ekmek yemeğe başlamıştı. Öyle ki zaman zaman ekmeklere süpürge tohumu ve kuş yemi ilave ediliyordu. Açlıktan bir deri bir kemik kalan atlar da ölmeden kesiliyor, etleri askerlere dağıtılıyordu. Açlıktan ölmemek için herkes buna katlanıyordu. O tarihten sonra Edirne Müdafii olarak anılan Şükrü Paşa, savaş sonunda teslim olmak zorunda kalsa da, Şükrü Paşa’nın Edirne savunması tüm İstanbul’da olmasa bile tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Birçok uluslararası medya kuruluşu, Şükrü Paşa’dan ve savunmasından övgüyle bahsetmiştir.

SELİMİYE CAMİİ ve KÜLLİYESİ

Şehrin merkezinde eski saray alanında Kavak Meydanı olarak adlandırılan yerde Sultan II. Selim tarafından yaptırılan külliye büyük dikdörtgen bir avlu içinde ortada cami, güneydoğuda ve güneybatıda birer medrese ile batıda arasta ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Cami, medreseler ve arastanın doğu yönündeki dükkânlar Mimar Sinan tarafından 976-982 (1568-1574) yılları arasında inşa edilmiş olup arastanın batı yönündeki dükkânları, tonozlu üst örtüsü, dua kubbesi ve sıbyan mektebinin II. Selim’in vefatından sonra III. Murad döneminde Mimar Dâvud Ağa tarafından tamamlanmış olduğu kabul edilmektedir.

Diğer selâtin camileri gibi ayrıntılı ve geniş bir külliye planı içinde olmamakla birlikte çevresindeki birkaç yapı içinde beliren Selimiye, İstanbul’daki Fâtih ve Süleymaniye külliyelerine göre bulunduğu alanın odak yapısı olarak daha fazla dikkati çekmekte, oldukça düz bir topografyada yer alması da onu her yönden ve çok uzaklardan farkedilir hale getirmektedir. Bir ova şehri sayılan Edirne’de 70 m. kadar bir yükselti teşkil eden alanda Üç Şerefeli, Eskicami ve biraz daha uzakta Murâdiye Camii ile birlikte şehir peyzajına eklenen Selimiye, gerek Rumeli istikametinden gerekse İstanbul’dan Edirne’ye yaklaşırken kendini farkettirmekte, 10-15 km. mesafeden minareleri, daha da yaklaştıkça kubbesiyle ve bütün kütlesiyle belirmektedir. Sinan, İstanbul gibi denizden görünüş avantajları ve güçlü yükseltileri olmayan bir şehirde isabetli yer seçimi konusundaki maharetini bir defa daha göstermiştir.

Eski Cami (Cami-i Atik – Ulu Camii)

Edirne’de Osmanlılar’dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdır. 15. yüzyılda yapılmış cüsseli camilerin en önemlisidir. Edirne’de zamanımıza ulaşmış ilk orjinal abidevi yapı olarak da bilinir. Bu aynı zamanda Devletin büyümesinin de simgesidir. 1403’te Sultan I.Süleyman tarafından yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414’te bitirilmiştir. Mimarı Konyalı Hacı Alaaddin, kalfası Ömer İbn İbrahim’dir.

Erken Dönem Camileri başlığı altında çok birimli veya çok kubbeli Camiler grubuna girer.Merkezi kubbeyi taşıyan dört Paye ile dört duvar üzerine dokuz Kubbelidir. Bir yanının dış ölçüsü 13 m. olan kare planlıdır. 13 m. çapında ve tümüyle yarım kubbe Biçiminde olan kubbeler, yan neflerle Pandantiflere, ortada çeşitli geçiş öğelerine oturur. Orta kubbenin Trompları mukarnas dolgusudur. Taç Kapı, son cemaat yeri girişi ve minber Ak mermerdendir. Kuzey ve batı Yüzleri daha süslüdür. Son cemaat yeri girişindeki kemer çevresinde bulunan rozetler ve sipiralli Süsleme, onarımda yapılmıştır.

İç mekanda yalnızca dört paye oluşu yapıya ferah bir görünüm verir. Bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinde Mekanın birleştirilmesi yönünden yeni bir aşamayı oluşturur. Paye ve duvarlarda yer alan iri ak yazılar ve Barok Süsleme, mekan etkisini zayıflatır. Camide süsleme yönünden en önemli bölüm minberdir.

Edirne Eski Cami

II.Beyazid Camisi ve Külliyesi (II.Beyazid Kompleksi)

Tunca Nehri kıyısında bulunan külliye Edirne’nin en önemli yapıtlarındandır. Cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, Erzak depoları ve öbür bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır.Sultan II.Beyazıd’in 1484-1488 yılları arasında yaptırdığı külliyenin mimari Hayreddin’dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür.

Yapıların en ilginci 20.55 m. çaplı, tek kubbeli, iki minareli anıtsal camidir. Ana kubbeli mekanın yanlarında dokuzar kubbeli tabhane vardır. Bu Bölümler doğrudan dışarı açılmaktadır. Kubbe geçişi pandantiflerle sağlanmıştır. Mermer mihrap ve minber yalın görünüşlüdür. Somaki mermerden, son derece zarif hünkar mahfili, Edirne’deki ilk örnektir. İç Mekandaki Geç Dönem Barok Süsleme caminin yalın güzelliğini bozmaktadır. Öndeki revaklı avlunun ortasında mermer şadırvan vardır.

Lozan Anıtı

Edirne Karaağaç Semtinde bulunan Trakya Üniversitesi Rektörlüğü alanı içerisinde yer almaktadır. Anıtın dikilmesinde Trakya Üniversitesi ve Edirne Valiliği ile diğer kuruluşlar önemli bir çaba sarfetmişlerdir. Lozan Anlaşması ile Karaağaç’ın tekrar Türk topraklarına kazandırılmasını ve Lozan Anlaşmasında kazanılan diplomatik zaferi temsil etmektedir. Anıtın bitişiğinde ise Lozan Müzesi bulunmaktadır. Lozan Barış Antlaşması ve Karaağaç’ın bu antlaşmayla kazanımı anısına, Trakya Üniversitesi ile Edirne Belediyesi’nin öncülüğünde yapılan Lozan Anıtı’nın temeli 29 Mart 1998’de atılmıştır. 19 Temmuz 1998’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından ziyarete açılan Lozan Anıtı üç yüksek sütundan oluşur. Birincisinin yüksekliği 36.45 metredir ve Anadolu’yu sembolize eder. İkincisi 31.95 metredir ve Trakya’yı simgelemektedir. Üçüncüsü ise 17.45 metre uzunluğu ile Karaağaç’ın simgesidir. Beton çember, birliği, genç kız figürü; estetik, zerafet ve hukuku, kızın elindeki güvercin barış ve demokrasiyi, diğer elindeki belge de Lozan Anlaşmasını sembolize eder. Anıtın yanında bulunan Lozan Müzesi, günün her saatinde ziyarete açıktır. Lozan Anıtı son yıllarda Edirne’nin en çok ziyaret edilen noktalarından olup, Kurtuluş Savaşımızın bir özeti, gururumuzun ve barışa dönük çağrımızın göstergesidir.

ALİ PAŞA ÇARŞISI

Edirne’de XVI. yüzyıla ait kapalı çarşı.

968’den 972 sonuna kadar (1561-1565) vezîriâzam olan Semiz Ali Paşa’nın Babaeski’deki hayratına vakıf geliri sağlamak üzere yaptırılmış bir çarşıdır. Tezkiretü’l-ebniye’den mimarının Mimar Sinan olduğu anlaşılmaktadır. Burada yapı “Edirne’de Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı” olarak kayıtlıdır. 976 (1568-69) tarihli Edirne Evkaf Defteri’nde bu çarşının dükkân adedi 211+25 olarak belirtilmiştir. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesi bulunan Tezkire’de burası çarşı ve kervansaray diye zikredilmekte, halbuki buna benzer diğer eserleri ise sadece kervansaray olarak bildirilmektedir. Ancak ortada bir kervansaraya işaret eden kısım bulunmadığı için bu durum oldukça şaşırtıcıdır. Acaba ilk yapıldığında çarşının bir uzantısının kervansaray olması mı düşünülmüştü sorusuna şimdilik bir cevap verilememektedir.

Sokullu Hamamı

16. Yüzyılın ikinci yarısında buradaki Acemi Oğlanlar Kışlasında yetişip büyüdüğü için Edirne’yi çok sevdiği bilinen ünlü Osmanlı Sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış bir çifte hamamdır. Edirne’de kullanılabilir durumda, onarım görmüş üç tarihi hamamdan biri olup özel mülke dönüşmüştür.

Kadınlar ve Erkekler bölümlerinin girişleri ayrı yönlerdedir.

Bedesten Çarşısı

     1417 – 1418’da Çelebi Sultan Mehmet Eski Cami’ye vakıf olarak yaptırmıştır. İki renkli kesme taşlarla kaplanmış süslemeli duvarlı, 14 kubbeli bir yapıdır. Kubbeler kurşunla kaplıdır. 40.54 – 74.94 m. ölçüsündeki yapının dört yanında kapılar vardır. Her kubbenin altında sivri kemerli bir pencere bulunmaktadır. İçte, uzun yüzlerde tonozla örtülü 14’er,kısa yüzlerde 4’er hücre yer alır. Evliya Çelebi. Bedestendeki elmas ve takıların birkaç Mısır hazinesi değerinde olduğunu ve bunları altmış gece bekçisinin koruduğunu yazar. Son yıllarda onarılmış olan Bedesten, çarşı olarak kullanılmaktadır.